Tag Archives: Takıntı

Takıntılardan Kurtulmanın Yolları

Mantıksız olduğunu bildiğiniz halde bazı davranışlarda bulunmaktan kendinizi alıkoyamıyor musunuz? Diyelim evden dışarı çıkacaksınız; defalarca dönerek kapıyı kontrol mü ediyorsunuz? Ellerinizi defalarca mı yıkıyorsunuz? Gözünüz eğri duran bir nesneye takıldığında sinirleriniz mi bozuluyor?

Aslında bütün bu davranışların tıp dilinde bir adı var; takıntı hastalığı ya da obsesif-kompulsif bozukluk. Psikiyatr Uzmanı Dr. İbrahim Ateş; hastalık ve tedavi yöntemleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

“Takıntı hastalığı yani obsesif-kompulsif bozukluğun tedavisi, uzun soluklu ve istikrarlı psikiyatrist-hasta ilişkisine bağlıdır.

BULAŞMA, ŞÜPHE, SİMETRİ, CİNSEL OBSESYON

Takıntı hastalığı olarak da adlandırılan, toplumda yaygınlığı yüzde 2-3 oranında olan, obsesyonlar ve kompulsiyonlarla seyreden bir psikiyatrik hastalıktır. Kişinin mantıksız olduğunu bilmesine karşın zihninden atamadığı düşünce, duygu ya da görüntüler obsesyon yani takıntı olarak adlandırılır.

Takıntı tüm karşı koymalara karşın zihni zorlar, tekrarlayıcı ve inatçıdır. En sık rastlananları bulaşma, şüphe, simetri, dini ve cinsel obsesyonlardır.
Kompulsiyonlar ise obsesyonun yarattığı sıkıntıyı gidermek amacıyla gerçekleştirilen davranışlardır. Obsesyonu nötralize etme amacı taşırlar. Sık rastlanan kompulsiyonlar temizleme, yıkama, kontrol etme, düzenleme, sayma şeklinde ortaya çıkar. Sözkonusu davranış gerçekleştirilmediği takdirde kötü bir şey olacağı ya da sevdiklerini kaybedeceği gibi birtakım olumsuz düşünceler akla gelir.

Ne sıklıkta görülür? Hangi yaşlarda başlar?
Takıntı hastalığı her yüz kişiden 2 ya da 3’ünde görülür. Genellikle geç ergenlik ya da erken erişkinlik döneminde başlar. Başlangıç yaşının ortalama 20 olduğu söylenebilir. Bu hastalığın dikkat çeken bir yönü de hastaların tedaviye oldukça geç başvurmalarıdır. Hastalık belirtileri ortaya çıktıktan ortalama 10 yıl sonra tedavi görmeye başlarlar.

Bu hastalığın nedenleri nelerdir?
Psikanalitik kurama göre obsesif-kompulsif bozuklukta belirtileri ortaya çıkaran mekanizma gerilemedir (regresyon). Freud, obsesyonların bilinçdışı dürtüler nedeniyle ortaya çıktığını belirtmiştir. Örneğin, saldırganlık dürtüsü ile karşıt tepki oluşturma yoluyla başedilmeye çalışılır. Saldırganlık aşırı boyun eğme ile nötralize edilir. Karşıt tepki oluşturma anal dönemin (kabaca 1-3 yaşa denk gelir) temel savunmalarındandır. Karşıt tepki oluşturma gündelik yaşamda da sık kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Başka örneklerle şöyle açıklayabiliriz: Bir çalışan nefret ettiği patronuna sevgi gösterilerinde bulunur. Bir adam kin beslediği birisine aşırı nazik davranır. Bu hastalığın kalıtımsal yönü de vardır. OKB hastalarının birinci derece akrabalarında bu hastalık oldukça sık görülür. Beyin hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal ileticilerden birisi serotonindir. OKB oluşumunda serotonin sistemindeki düzensizliklerin de önemli rolü vardır. Hatta, bu nedenle tedavide serotonin üzerinden etki gösteren antidepresanlar etkili şekilde kullanılır.

Ne tür takıntılar görülebilir?
-Dokunduğum yerlerden mikrop bulaşır mı? Ellerimi yıkadım ama ya yeterince temizlenmediyse? (Bulaşma obsesyonu)
-Banyo yaparken acaba yeterince temizlendim mi? (Bulaşma obsesyonu)
-Girdiğim cinsel ilişkiden AIDS kapmış olabilir miyim? (Bulaşma obsesyonu)
-Terliklerimi yan yana koymazsam annemin ya da babamın başına kötü bir şey gelir. (Simetri obsesyonu)
-Evden çıkarken acaba kapıyı kilitlemiş miydim? Ütünün fişini çekmiş miydim? (Şüphe obsesyonu)
-Allah`ın varlığıyla ilgili acaba kafamda şüphe mi var? (Dini obsesyon)
-Anneme ya da babama yoksa cinsel ilgi mi duyuyorum? (Cinsel obsesyon)
-Acaba eşcinsel gibi mi davranıyorum? (Cinsel obsesyon)
-Çocuğu, annesi ya da babasıyla cinsel ilişkiye girdiği şeklinde gözünün önünde canlanan sahneler. (Cinsel içerikli obsesyonel görüntüler)
-Acaba çocuğuma zarar verir miyim? (Saldırganlık obsesyonu)
Takıntılar ne tür kompulsiyonlarla ortadan kaldırılmaya çalışılır?
-Banyoda, tuvalette temizlik amacıyla uzun süre kalınır. (Temizlik kompulsiyonu)
-Çamaşırlar tekrar tekrar yıkanır. (Temizlik kompulsiyonu)
-Emin olunamadığı için, kapı, pencere, tüp, ocak, imzalanan evrak defalarca kontrol edilir. (Kontrol kompulsiyonu)
-Zihinden atılamayan uygunsuz düşünceler nedeniyle ortaya çıkan suçluluk duygusu sürekli ibadet edilerek yok edilmeye çalışılır. (Dini kompulsiyon)
-Anne, baba ya da çocuklara cinsel ilgi duyma konusundaki takıntılardan dolayı onlara yaklaşılmaz, dokunmaktan kaçınılır. (Cinsel kompulsiyon)
-Masada eğri duran bir nesne düzeltilmeden ders çalışılamaz. (Simetri kompulsiyonu)

Obsesif-Kompulsif Bozukluk nasıl seyreder? İyileşir mi?
Uzun süre tedavi gerektiren, düzelme ve tekrarlamalarla seyreden bir hastalıktır. Hastalığın yeni başlamış olması, tedaviye erken başlanması ve düzenli devam edilmesi, eş ya da aile desteğinin var olması hastalık seyrini iyileşme yönünde etkiler. Diğer yandan, hastalığın uzun yıllardır devam ettiği, tedaviye geç başlanan, tedaviye uymayan, eş ya da aile desteğinin bulunmadığı, kişilik bozukluğu ya da depresyon gibi hastalıkların da eşlik ettiği hastalarda olumsuz bir seyirden rahatlıkla söz edebiliriz. Dolayısıyla, iyileşir mi? sorusunu duruma bağlı diyerek yanıtlayabiliriz.

İLAÇLAR 4-6 HAFTADA ETKİSİNİ GÖSTERİR

Takıntı hastalığı nasıl tedavi edilir?
İyi kurulan psikiyatrist-hasta iletişimi tedavinin ön koşuludur. Hastalığın doğası, seyri, tedavi süreci konusunda hasta bilgilendirilir. Diğer birçok psikiyatrik hastalıkla karşılaştırıldığında tedaviye daha yavaş yanıt alındığı için sabır hem hastanın hem de psikiyatristin sık başvuracağı bir duygudur. İlaç tedavisi bu hastalıkta özellikle önemli bir yere sahiptir. Ancak, genellikle ilaçlar 4-6 hafta sonra beklenen etkileri gösterir. Nispeten daha yüksek dozda ve daha uzun süre ilaç tedavisi gereklidir. Bu hastalıkta en etkili ilaçlar antidepresanlardır ve çoğunlukla en az 2 yıl kullanılmaları önerilir.
Psikoterapi ilaç tedavisi ile alınan sonuçların kalıcı hale getirilmesinde önemli yere sahiptir. Davranış tedavisinin en pratik ve en uygun seçenek olduğunu söyleyebiliriz. Bu tedavi yönteminde maruz bırakma (exposure) ve tepki önleme (response prevention) teknikleri kullanılır. Örneğin, maruz bırakma tekniğinde hastalık kapma korkusuyla paraya dokunamayan kişinin paraya dokunması, para sayması sağlanır. Tepki önleme tekniğinde ise eve gelir gelmez kirlenme düşüncesiyle tüm giysilerini değiştiren ve hemen duş alan kişinin bu davranışı engellenir ya da ertelemesi sağlanır. Bu yöntemler hastanın geçici olarak sıkıntısını artırır, ancak tedavinin devamında sıkıntı azalır ve ortadan kaybolur. İlaç tedavisinde olduğu gibi, psikoterapi’nin de uzun süre devam etmesi hem hastalığın daha çabuk düzelmesi için, hem de yinelemelerin engellenmesi için gereklidir.”

bizimsaglik.com

Takıntı Hastalığı

takinti“Ocağı veya kapıyı açık unutmuş olabilir miyim?,”‘Ya sevdiklerime bir şey olursa”, “Bu hareketi 100 kere yapmazsam işlerim ters gider” gibi düşünceler aklınıza geliyor ve saçma olduğunu bildiğiniz halde sürekli tekrarlıyorsanız, “takıntı” hastalığının kıskacında olabilirsiniz…
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi’nde Uzman Psikiyatrist Dr. Yasemen Işık Taner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında “takıntı” olarak bilinen “Obsesif Kompulsif” hastalığının erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu hastalık tedavi edilmediğinde kişinin yaşam biçimini ve işlevselliğini etkilediğini söyledi.

Her sağlıklı bireyin çeşitli takıntıları olabileceğini ifade eden Taner, takıntıların hastalık olarak tanımlanabilmesi için bunların çok yoğun olarak yapılması ya da takıntılara günde en az 1 saatin ayrılması gerektiğini kaydetti.Taner, yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de kaygı bozukluğunun görülme sıklığının ergenlerde ve çocuklarda 8-16 yaş arasında yüzde 10 olduğunu, ortalama yaşam boyu yaygınlığının ise yüzde 2-3 arasında değiştiğini söyledi.

Erişkin hastaların üçte biri ile yarısında hastalığın çocukluk döneminde başladığının tespit edildiğini belirten Taner, “Tedavi edilmediğinde başka bir hastalığa dönüşmez ama kişinin işlevselliğini o kadar etkiler ki, kişinin arkadaş, iş, aile ilişkileri zarar görür. Bu nedenle, erken dönemde tedavi edilmesi lazım” diye konuştu.
Çevresel faktörler önemli

Takıntı hastalığının, beyin kimyasındaki bir bozukluktan kaynaklandığını anlatan Taner, sorumluluk duygusu yüksek olan, çabuk endişeye kapılan, gergin, karamsar, içe dönük, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı kişilik yapısına sahip insanların hastalığına daha yatkın olduklarını vurguladı.
Taner, çevresel faktörlerin de hastalıkta rolü olduğuna dikkati çekerek, “Çocuklarını çok sık eleştiren, suçlayan, onlardan kusursuz olmalarını isteyen, ayıp ve günah gibi kavramları abartılı biçimde aşılayan ailelerde takıntı hastalığına sık rastlanmaktadır” dedi.

Hastalığın, aile ve okulda sorun yaşanması durumunda, ergenlik
döneminde, kız-erkek ilişkisinde daha yoğun olarak görüldüğünü belirten Taner, uygulanan tedavi yöntemleri kadar, aile bireylerinin de sorunu nasıl ele aldığının çok önemli olduğunu söyledi. Taner, “Örneğin, anne, her tuvalete girdiğinde iç çamaşırını çöpe atan ve yenisini giyen çocuğa karşı çıkmıyor ve isteğini yapmasına izin veriyorsa hastalığa ortak oluyor demektir. Bu gibi durumlarda bir uzmana danışmalı” diye konuştu.

Obsesyonlar… Kompulsiyonlar…

Taner, kişinin isteği dışında aklına gelen, sıkıntı ve rahatsızlık
veren, saçma olduğunu bildiği halde akıldan atılamayan ve yinelenerek sürekli hale gelen düşüncelerin “obsesyonlar”, bu düşünceleri yok etme çabasıyla gerçekleştirilen davranışların ise “Kompulsiyonlar” olarak adlandırıldığını söyledi. Obsesyonların çok çeşitli olduğunu ifade eden Taner, en fazla temizlik, kontrol etme, sayma ve din ile ilgili takıntıların görüldüğüne dikkati çekti.
Taner, kirlenme ile ilgili takıntılarda, kişinin bulunduğu ortamdaki
kan, idrar, tükürük, ter, meni ya da mikrop bulaşacağı şüphesi içine girerek, “Elimi buraya sürdüm ben hasta olur muyum”, “Kapıya dokundum bana bir mikrop geçmiş midir”, “Birinin girdiği tuvalete girdim bir şey olur mu?” gibi sorularla zihnini meşgul ettiğini söyledi.

Dinsel ya da ahlaksal takıntılarda ise “Ben Allah’a küfreder miyim?”, “Ben şeytanın adamı mıyım?”, “Şöyle davranmazsam anne ve babama bir şey olur mu?”, “Şu kadar dua etmezsem biri ölür mü?” gibi düşüncelerin akla geldiğini belirten Taner, şüphe-emin olamama ile ilgili takıntılarda ise kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceği, bir şeyi eksik ya da yanlış yaptığından şüphe etme gibi durumların söz konusu olduğunu söyledi. Taner, “Odadan çıkarken elektriği kapattım mı?”, “Evden çıkarken kapıyı kilitledim mi?” sorularının kişinin zihnini sürekli meşgul ettiğini ve kontrol etmeye zorladığını dile getirdi.

Cinsel konularda ise “karşısındaki ile konuşurken onun cinsel organına bakmaktan endişe etme, karşısındakilerle konuşurken uyarılmaktan korkma, homoseksüel olduğundan endişe etme” gibi takıntılar olabildiğini anlatan Taner, sayma ile ilgili takıntılarda da her şey belli bir sayıda yapılmadığında kötü bir şey olacağına inanıldığını, kimi zaman da her şeyin belli bir düzen ve simetri içinde durması gerektiğine yönelik takıntıların olabildiğini kaydetti.
Davranışlar, kaygıyı geçici bir süre yatıştırır

Taner, kompulsiyonların kaygıyı geçici bir süre yatıştırdığını ifade
ederek, “Kompulsif davranışlar, kaygıyı geçici bir süre yatıştırır.
Bazen günün büyük bölümünü kaplayarak hastanın işlerini
gerçekleştirmesini engeller, iş ya da okul başarısını düşürür, sosyal ilişkilerini bozar” dedi.
Temizlik konusunda “çok uzun zaman tekrar tekrar el yıkama, banyo yapma, her yeri oturulmayacak derecede ıslanacak şekilde temizleme gibi davranışlar” görülebildiğini anlatan Taner, takıntıda hırsız girebileceği, yangın çıkabileceği gibi düşüncelerle tekrar tekrar kapının ve ocağının kontrol edilebildiğini belirtti. Taner, araba plakalarını okuma, kaldırım taşlarını sayma ya da başkasının kullandığı eşyayı belli sayıda yıkama gibi sayma ile ilgili takıntıların da davranışa dönüşebildiğini kaydetti. Taner, belli soruları sürekli sorma gibi davranışların da takıntı olarak kabul edilebileceğini sözlerine ekledi.
Tedavide ilaç ve davranış terapileri uygulanıyor

Teşhisin, hasta ile yapılan psikiyatrik görüşme sonucu konulabileceğini ifade eden Taner, herhangi bir laboratuvar araştırması ya da radyolojik tetkik yapmanın hastalığın teşhisini koymaya katkısı olmadığını söyledi.

Taner, hastalığının tedavisinde ilaç ve çeşitli davranış terapileri uygulandığını belirterek, takıntıya neden olan düşünceden uzaklaşılmayıp, düşüncenin davranışa dönüşmesine izin verildiği sürece takıntıdan kurtulmanın mümkün olmadığını kaydetti.
Davranış tedavilerinde, kademeli olarak kişinin takıntısının üstüne
gidildiğini anlatan Taner, “Örneğin, elinin kirlendiğine yönelik
takıntısı olan birine, önce elini kirli masaya dokundurtuyor ve 2-3 dakika o şekilde beklemesini sonra yıkamasını sağlıyoruz. Daha sonra bu süreyi uzatıyor, ardından masa dışında daha pis yerlere dokundurtuyor, örneğin bazı hastaların ellerini çöpün içine sokmasını ve bekletmesini sağlıyoruz. Bu korkuyla baş başa kaldığında, hastaların başlarda kaygısı yükselse de zaman içinde hastalık yok oluyor” diye konuştu.

psikoloji.gen.in

Kadınlar Daha Evhamlı

kadinlarda evhamEvham özellikle bayanların muztarip olduğu bir hastalıktır. Titizlik ve şüphe bu hastalığın en belirgin özellikleridir.
Hamburg`da düzenlenen Evham konulu etkinlikte Psikolog Tülay Durlanık, Takıntı ve takıntının hastalık boyutu olan Evham hastalığını ele aldı. Hamburg Türk Kadınları Kültür Derneği binasında düzenlenen toplantıda konuşan Dr. Durlanık, Evham hastalığı özellikle bayanların yakalandığı ve kişilere hayatı zehir eden bir hastalıktır. Tedavi edilmemesi durumunda kronik bir hastalığa da dönüşebilir dedi. Hastalığın genelde takıntı boyutuyla başladığına dikkat çeken Dr. Durlanık, Aşırı titizlik, şüphe ve vesvese hastalığın en çok görülen belirtileri. Toplumun baskısı sonucu sürekli `çok temzi ve titiz` olması gerektiğini düşünen kadın zamanla ne kadar temizlik yapsa da yeterli olmadığını düşünüyor. Kadının başka sorunları da varsa bu düşünceler evham boyutuyla kişiyi hasta ediyor dedi. Evhamlı insanın ailesini de huzursuz ettiğini ifade eden Dr. Durlanık, Kişi evde düzenin bozulacağından ya da her yerin kirleneceğinden korkarak aile bireylerinin hareketlerini kısıtlıyor. Kişi ocağın altını açık bıraktığı ya da kapıyı kilitlemediği kuruntularıyla evden çıkamıyor. Çocuklarının yardımı olmadan evden çıkamayanlar da var dedi.
HERŞEYİN AŞIRISI ZARARDIR

Hastalığın şüphe boyutunda hastanın sürekli aile fertlerine bir şey olmasından korktuğunu belirten Dr. Durlanık, Kişi sürekli çocuğunu, akrabalarını arayarak iyi olup olmadığını sorar, sürekli bir korku içinde yaşar. Bu da ailevi ilişkilerini zedeleyebilir. Davranışların dozunu iyi ayarlamak gerekiyor. Zira her şeyin aşırısı zararlıdır dedi. Dindar insanların arasında da evham hastalığının yaygın olduğunu belirten Dr. Durlanık, Dini gereklerini yerine getirirken kuralları yeterince uygulamadığını düşünen kişi sürekli hocalara ve din adamlarına kuralların uygulanması hakkında sorular sorarak şüphelerini gidermek ihtiyacı hissediyorlar dedi. Dr. Durlanık, domuz gribi hastalığının evham hastalarının sayısını artırdığını belirterek, Kişi ellerini yıkamayı hastalık boyuna taşıyabiliyor dedi. Dr. Durlanık hastalığa daha az yakalanma riski olan erkeklerde belirtilerin daha farklı olduğunu ifade ederek, Türkler arasında bu hastalığa yakalananların oranı yüzde 3 civarında. Takıntı tedavi edilmezse 7-8 yıl içinde kronikleşerek evham hastalığına dönüşebiliyor. Evham hastalığı psikiyatrik ilaç tedavisi ve psikoterapi ile tedavi edilmesi gerekir dedi.

Posta Gazetesi

Temizlik hastalığınızı Temizleyin!

temizlikhastaligi Günlük hayatta birtakım temizlik kurallarına uyulması gerektiği elbette ki herkes tarafında kabul görecek bir durumdur ancak bu konunun abartılması kişiye ve çevresine zarar vermektedir.

Bu konuyla ilgili olarak,Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu, genel temizlik kurallarının önemli olduğunu ancak fazlasının zararlı olduğunu belirterek “Temiz olsun diye çamaşır suyunu dezenfektan olarak kullananlar bile var. Fazla temizlik de zararlıdır diyerek bu gruba giren bireykeri uyardı.

Abartmadan temizlenin”

“Kişisel hijyenin sağlık için çok önemlidir. Saç, tırnak, genel vücut temizliği, düzenli banyo,  ellerin düzenli yıkanması, kıyafet temizliği gibi kişisel kurallar genel sağlık için çok önemli. Ancak bu işi abartanlar var. Onlar hem kendilerine hem de çevrelerine zarar veriyorlar… El yıkamak da çok önemlidir. Tuvalete gitmeden önce ve sonra, yemeğe gitmeden önce ve sonra, mutlaka el yıkanmalıdır. Bu durumların dışında sürekli el yıkamak hastalık işareti olabilir.

Deri bütünlüğü bozuluyor..”

Günlük hayatta el yıkama dediğimiz eylem bilinen sabunla temizlemedir. Ancak sadece dezenfektan içeren sabunları kullananlar, çok fazla el yıkayanlar, onun üzerine alkol ve dezenfektan kullanan kişiler var. Ellerini hiçbir yere dokundurmayan, her yere kağıt mendillerle dokunan, kapıyı ayağı ile açan bu kişiler sosyal hayat içerisinde hem başkalarını rahatsız eder, hem de kendileri sıkılırlar. Bunun tıptaki adı ‘obsesif kompulsif takıntı’dır. Oysa elleri dezenfektanlarla yıkamak cilt üzerinde zararlı bakterilerin girişini engelleyen koruyucu tabakayı yok ediyor.  Böylece vücut çıplak kalıyor ve bakteriler vücuda çok daha rahat girebiliyorlar. Deri bütünlüğü bozuluyor…

“Aşırı hijyenin çok fazla zararı var”

Fazla dezenfektan kullanan kişilerde cilt hastalıkları fazla görülmektedir. Bu kişilerde deri enfeksiyonları, egzama türü alerjik deri reaksiyonları, kadınlarda vajinal enfeksiyonlar çok fazla oluyor. Örneğin vajenin florasının çok iyi korunması gerekir ve sabunla değil sadece suyla yıkanmalıdır. Çünkü sabun bölgedeki floraya zarar verir. Bu kişiler doktora genellikle ‘o kadar temizim ki sürekli yıkarım derler’ oysa o kadar fazla yıkamakla zarar verirler. Aşırı hijyenin çok fazla zararı var. Ağız floramız, vajen ve bağırsaklarımız bakterilerle doludur. Bu bakteriler bizi zararlı bakterilere karşı koruyor. Bunları yok etmemiz doğru değildir. Aşırı dezenfektan kullanmak son derece zararlıdır…

Çamaşır suyu ile sebze yıkıyorlar”

Öyle titiz hastalar var ki mesela lavaboyu çamaşır suyu ile siliyor, üzerine de tuz ruhu döküyor. Asit ve alkalin birbirine karıştığı anda çok zararlı gazlar oluşur. Bunlar da ilk anda solunduğunda akciğerlerde ve solunum yollarında çok ciddi zararlar oluşturuyor. Bazen de çamaşır suyunu sulandırarak temizlik yapan kadınlar o suları meyve suyu şişelerinde saklıyor. Evdeki küçük çocuklar da onları içtiğinde kalıcı yanıklar oluşuyor. Ayrıca sebzelerini dezenfektanlarla yıkayan ev hanımları ıspanakları, salata malzemelerini çamaşır suyunda bekletiyor, iyi durulanmayan sebzeler klor zehirlenmesine yol açıyor. Sebzeleri ovuştura ovuştura bol su ile yıkamak yeterlidir. Salata malzemeleri de üzüm sirkesinde bekletilirse yine temizlenmiş olur. Çamaşır suyu kesinlikle yiyecek dezenfektanı olarak kullanılmamalıdır”

Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu

Anoreksia nervoza nedir?

 

anoreksiaAnoreksia nervoza bir çeşit yeme bozukluğudur.Anoreksi nevroza olan kişiler kilo problemi olmasa dahi çoğu zaman yemek yemeyi reddedebilir,ya da çok az yemek yerler.Kilo almaktan ve şişmanlamaktan oldukça fazla korkarlar.Sürekli diet yaparak gereğinden fazla kilo kaybı yaşarlar.

Bu tip rahatsızlığı olanlar mükemmel olmanın peşindelerdir.Kendine güvensizlikleri vardır ve sürekli kendilerini eleştirirler.Başkaları tarafından kabul görmemekten,beğenilmemekten endişe duyarlar.

Anoreksia Nervozalı bireylerin yaklaşık %95′ i kadındır ve genel olarak 12-18 yaş aralığındaki kız çocuklarında daha sık rastlanır.

Belirtileri nelerdir?

En temel belirti bireyde kilo alma korkusunun başlamasıdır.Kişilerin bir bölümü yiyecek alımını ileri derecede kısıtlarlar. Zaten aldıkları çok az yiyeceğin de çok az kalorili yiyecekler olmasına dikkat ederler.Ayrıca ağır fiziksel aktivitelere de çok fazla önem verirler.

Anoreksiya nevroza olan kişiler şişmanlayacakları korkusuyla boğazlarına parmaklarını bastırarak kusmaya çalışabilir,müshil ve idrar söktürücü ilaçları gereğinden fazla kullanabilirler.

Anoreksia Nervoza’ nın nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın oluşumu psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olmak üzere üç boyutta ele alınabilir. Hastalığın ergenlikte ortaya çıktığı; bu dönemin cinsel ve sosyal çatışmalarla yüklü oluşu dikkate alınacak olursa; cinsel ve sosyal çatışmalarla başa çıkma konusundaki yetersizliklerin yiyeceklerden fobik kaçınma şeklinde ortaya çıkması öne sürülebilir.

Sosyo-kültürel etmenler özellikle son yıllarda yeme bozukluklarının yaygınlığının artışından sorumludurlar. Batı toplumlarında kadının fiziksel görünümü ve bu bağlamda ince bir vücut yapısına sahip olması oldukça önemlidir. Kadın için ideal fizik görünüm ince olmaktır. Eskiden hafif kilolu kadın tipi ideal tip olarak görülürken, şimdilerde bu anlayış terk edilmiştir. Teknolojik gelişime paralel olarak medyadaki değişimle birlikte bu anlayış hız kazanmıştır. 1970′li yıllardan önce ideal kadın balık etinde Taylor kabul edilirken, 1970′lerde zayıflığı ile ün yapmış manken Twiggy yapılan kamuoyu araştırmalarında öne geçmiştir. Son 25 yıldır Amerikalı kadınlar daha zayıf olma eğilimindedirler. Gerek Türkiye’de, gerekse yurtdışında güzellik yarışmalarına hep zayıf kızların katıldıkları görülmektedir. Medyadaki bu imaj bombardımanın toplumsal sonucu olarak, popüler insanların beden ölçülerinin daha da küçüldüğü görülmektedir.

Anoreksia Nervozalı hastaların tedavisi çoğu kez güçlüklerle doludur. Hastaların çoğunda, hastalık birkaç yıl önce başlamıştır. Tedaviye katılmak ve tedavi planları için isteksizdirler. Bu sebeple genellikle çocuklarının bu durumundan üzüntü ve endişe duyan anne babaları tarafından doktora getirilirler. Tedavide bireysel psikoterapi, grup ve aile terapisi, ilaç tedavisi gibi yöntemler kullanılabilir