Takıntı Hastalığı

takinti“Ocağı veya kapıyı açık unutmuş olabilir miyim?,”‘Ya sevdiklerime bir şey olursa”, “Bu hareketi 100 kere yapmazsam işlerim ters gider” gibi düşünceler aklınıza geliyor ve saçma olduğunu bildiğiniz halde sürekli tekrarlıyorsanız, “takıntı” hastalığının kıskacında olabilirsiniz…
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi’nde Uzman Psikiyatrist Dr. Yasemen Işık Taner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında “takıntı” olarak bilinen “Obsesif Kompulsif” hastalığının erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu hastalık tedavi edilmediğinde kişinin yaşam biçimini ve işlevselliğini etkilediğini söyledi.

Her sağlıklı bireyin çeşitli takıntıları olabileceğini ifade eden Taner, takıntıların hastalık olarak tanımlanabilmesi için bunların çok yoğun olarak yapılması ya da takıntılara günde en az 1 saatin ayrılması gerektiğini kaydetti.Taner, yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de kaygı bozukluğunun görülme sıklığının ergenlerde ve çocuklarda 8-16 yaş arasında yüzde 10 olduğunu, ortalama yaşam boyu yaygınlığının ise yüzde 2-3 arasında değiştiğini söyledi.

Erişkin hastaların üçte biri ile yarısında hastalığın çocukluk döneminde başladığının tespit edildiğini belirten Taner, “Tedavi edilmediğinde başka bir hastalığa dönüşmez ama kişinin işlevselliğini o kadar etkiler ki, kişinin arkadaş, iş, aile ilişkileri zarar görür. Bu nedenle, erken dönemde tedavi edilmesi lazım” diye konuştu.
Çevresel faktörler önemli

Takıntı hastalığının, beyin kimyasındaki bir bozukluktan kaynaklandığını anlatan Taner, sorumluluk duygusu yüksek olan, çabuk endişeye kapılan, gergin, karamsar, içe dönük, mükemmeliyetçi, ayrıntıcı kişilik yapısına sahip insanların hastalığına daha yatkın olduklarını vurguladı.
Taner, çevresel faktörlerin de hastalıkta rolü olduğuna dikkati çekerek, “Çocuklarını çok sık eleştiren, suçlayan, onlardan kusursuz olmalarını isteyen, ayıp ve günah gibi kavramları abartılı biçimde aşılayan ailelerde takıntı hastalığına sık rastlanmaktadır” dedi.

Hastalığın, aile ve okulda sorun yaşanması durumunda, ergenlik
döneminde, kız-erkek ilişkisinde daha yoğun olarak görüldüğünü belirten Taner, uygulanan tedavi yöntemleri kadar, aile bireylerinin de sorunu nasıl ele aldığının çok önemli olduğunu söyledi. Taner, “Örneğin, anne, her tuvalete girdiğinde iç çamaşırını çöpe atan ve yenisini giyen çocuğa karşı çıkmıyor ve isteğini yapmasına izin veriyorsa hastalığa ortak oluyor demektir. Bu gibi durumlarda bir uzmana danışmalı” diye konuştu.

Obsesyonlar… Kompulsiyonlar…

Taner, kişinin isteği dışında aklına gelen, sıkıntı ve rahatsızlık
veren, saçma olduğunu bildiği halde akıldan atılamayan ve yinelenerek sürekli hale gelen düşüncelerin “obsesyonlar”, bu düşünceleri yok etme çabasıyla gerçekleştirilen davranışların ise “Kompulsiyonlar” olarak adlandırıldığını söyledi. Obsesyonların çok çeşitli olduğunu ifade eden Taner, en fazla temizlik, kontrol etme, sayma ve din ile ilgili takıntıların görüldüğüne dikkati çekti.
Taner, kirlenme ile ilgili takıntılarda, kişinin bulunduğu ortamdaki
kan, idrar, tükürük, ter, meni ya da mikrop bulaşacağı şüphesi içine girerek, “Elimi buraya sürdüm ben hasta olur muyum”, “Kapıya dokundum bana bir mikrop geçmiş midir”, “Birinin girdiği tuvalete girdim bir şey olur mu?” gibi sorularla zihnini meşgul ettiğini söyledi.

Dinsel ya da ahlaksal takıntılarda ise “Ben Allah’a küfreder miyim?”, “Ben şeytanın adamı mıyım?”, “Şöyle davranmazsam anne ve babama bir şey olur mu?”, “Şu kadar dua etmezsem biri ölür mü?” gibi düşüncelerin akla geldiğini belirten Taner, şüphe-emin olamama ile ilgili takıntılarda ise kendisinin ya da yakınlarının başına kötü bir şey geleceği, bir şeyi eksik ya da yanlış yaptığından şüphe etme gibi durumların söz konusu olduğunu söyledi. Taner, “Odadan çıkarken elektriği kapattım mı?”, “Evden çıkarken kapıyı kilitledim mi?” sorularının kişinin zihnini sürekli meşgul ettiğini ve kontrol etmeye zorladığını dile getirdi.

Cinsel konularda ise “karşısındaki ile konuşurken onun cinsel organına bakmaktan endişe etme, karşısındakilerle konuşurken uyarılmaktan korkma, homoseksüel olduğundan endişe etme” gibi takıntılar olabildiğini anlatan Taner, sayma ile ilgili takıntılarda da her şey belli bir sayıda yapılmadığında kötü bir şey olacağına inanıldığını, kimi zaman da her şeyin belli bir düzen ve simetri içinde durması gerektiğine yönelik takıntıların olabildiğini kaydetti.
Davranışlar, kaygıyı geçici bir süre yatıştırır

Taner, kompulsiyonların kaygıyı geçici bir süre yatıştırdığını ifade
ederek, “Kompulsif davranışlar, kaygıyı geçici bir süre yatıştırır.
Bazen günün büyük bölümünü kaplayarak hastanın işlerini
gerçekleştirmesini engeller, iş ya da okul başarısını düşürür, sosyal ilişkilerini bozar” dedi.
Temizlik konusunda “çok uzun zaman tekrar tekrar el yıkama, banyo yapma, her yeri oturulmayacak derecede ıslanacak şekilde temizleme gibi davranışlar” görülebildiğini anlatan Taner, takıntıda hırsız girebileceği, yangın çıkabileceği gibi düşüncelerle tekrar tekrar kapının ve ocağının kontrol edilebildiğini belirtti. Taner, araba plakalarını okuma, kaldırım taşlarını sayma ya da başkasının kullandığı eşyayı belli sayıda yıkama gibi sayma ile ilgili takıntıların da davranışa dönüşebildiğini kaydetti. Taner, belli soruları sürekli sorma gibi davranışların da takıntı olarak kabul edilebileceğini sözlerine ekledi.
Tedavide ilaç ve davranış terapileri uygulanıyor

Teşhisin, hasta ile yapılan psikiyatrik görüşme sonucu konulabileceğini ifade eden Taner, herhangi bir laboratuvar araştırması ya da radyolojik tetkik yapmanın hastalığın teşhisini koymaya katkısı olmadığını söyledi.

Taner, hastalığının tedavisinde ilaç ve çeşitli davranış terapileri uygulandığını belirterek, takıntıya neden olan düşünceden uzaklaşılmayıp, düşüncenin davranışa dönüşmesine izin verildiği sürece takıntıdan kurtulmanın mümkün olmadığını kaydetti.
Davranış tedavilerinde, kademeli olarak kişinin takıntısının üstüne
gidildiğini anlatan Taner, “Örneğin, elinin kirlendiğine yönelik
takıntısı olan birine, önce elini kirli masaya dokundurtuyor ve 2-3 dakika o şekilde beklemesini sonra yıkamasını sağlıyoruz. Daha sonra bu süreyi uzatıyor, ardından masa dışında daha pis yerlere dokundurtuyor, örneğin bazı hastaların ellerini çöpün içine sokmasını ve bekletmesini sağlıyoruz. Bu korkuyla baş başa kaldığında, hastaların başlarda kaygısı yükselse de zaman içinde hastalık yok oluyor” diye konuştu.

psikoloji.gen.in

İlgili Diğer Yazılar

  • Ölüm Korkusu Çocuklarda Kaygı Bozukluğuna Neden Oluyor
    Ölüm her ne kadar hayatın bir gerçeği olsa da çocukların sürekli ölümden bahsetmesi ve korkmaları normal bir davranış değildir. Bir yakının kaybedilmesi bu durumu ortaya çıkarabileceği gibi TV ve gaze...
  • Takıntılardan Kurtulmanın Yolları
    Mantıksız olduğunu bildiğiniz halde bazı davranışlarda bulunmaktan kendinizi alıkoyamıyor musunuz? Diyelim evden dışarı çıkacaksınız; defalarca dönerek kapıyı kontrol mü ediyorsunuz? Ellerinizi defala...
  • Toplum Önüne Çıkma Korkusu Nasıl Yenilebilir?
    Günlük hyatta insanlar bir takım korkularla yüzleşebilir.Bunlardan biri olan toplum önüne çıkamama korkusunun en temel nedeni heyacana kapılmaktır.İlk defa yaptığımız her iş önce heyecan ve korku oluş...
  • Anksiyete Oluş Nedenleri
    Anksiyete; nedeni bilinmeyen,belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi birlikte yaşanan bir bunaltı halidir. Yaşamı tehdit eden veya tehdit şeklinde algılanan bir tür alarm duyg...
  • Kadınlar Daha Evhamlı
    Evham özellikle bayanların muztarip olduğu bir hastalıktır. Titizlik ve şüphe bu hastalığın en belirgin özellikleridir. Hamburg`da düzenlenen Evham konulu etkinlikte Psikolog Tülay Durlanık, Takıntı ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Post Navigation